Sünnet Çocuk İstismarıdır

bf824-khatna_circumcisionsunnete-hayır

Kız çocuklarının sünnet edilmeleri yasa ile yasaklanmışken erkek çocuklarının doğar doğmaz sünnet edilmeleri kabul edilemez. Daha doğuştan kadın erkek eşitliğine aykırı bir davranış sergiliyoruz

Danimarka Çocuk Konseyi Başkanı Charlotte Guldberg

İnsan Hakları Boyutu 

Ahlaki İlkeler: Tıp ahlakına yön veren dört temel ilke şunlardır :

Yararlılık
Zararlı Olmama
Yasallık
Otonomi

Çocukların tedavi amaçlı olmayan sünneti bu ilkelere göre değerlendirilmelidir. Sünnet bu dört ilkenin hepsini ihlal eder, çünkü ;

1 Tedavi-amaçlı olmayan sünnet yararlılık testini geçemez, sünnetin belgelendirilmiş bir yararı yoktur.
2 Zarar vermeme ilkesini de geçemez çünkü sağlıklı işleyen dokunun alınması ile vücut yaralanmasına ve acıya yol açar .
3 Yasallık ilkesini ihlal eder çünkü hastanın vücut-bütünlüğüne olan yasal hakkını ihlal eder.
4 Otonomi ilkesini ihlal eder çünkü rıza bir temsilci tarafından verilmelidir.

Erkek çocukların sünneti oranlılık testini geçemez çünkü herhangi bir tedavi yönlü yarar sağlamaz. Buna karşı penisteki kalıcı bir sakatlama-yaralanmaya , ayrıca, koruyucu, immunolojik, mekanik, duyarlı, erojen ve cinsel işlevi olan bir dokunun kaybına yol açar. Bunun yanında her sünnette dolaylı olarak hayati riskler vardır.

BM komisyonu tarafından insan haklarındaki geleneksel uygulamaları tartışmak için 29 Nisan – 3 Mayıs 1991 tarihleri arasında Burkina Faso’da yapılan seminerde, başta “kesme” uygulaması olmak üzere, ana ve çocuk sağlığı için zararlı olan bu tür uygulamaların yasaklanması için devletlere tavsiye kararında bulunuldu.

Erkek ve kadınların jenital sakatlamaları, yazılı tarihin erken zamanlarından günümüze kadar gelen ve pek çok kültür tarafından paylaşılan bir uygulamadır. Korkunç derecede acı verici bu gelenekler, çeşitli nedenlerle çocuklar ve ergenler üzerinde uygulanmıştır. Dini inançlar ve toplumsal gelenekler, özellikle de “geçiş törenleri”, erkek ve kadın sünnetinin tarihin eski zamanlarından beri başta gelen nedeni olagelmiştir.

Sünnet edilen yeni doğan bebeğin yaşadığı insan ıstırabına ve acısına karşı bu aldırmazlık, tıp uzmanlığına özgü değildir. Erkek ve kadın jenital kesmelerinin yaşandığı kültürler başta olmak üzere diğer pek çok toplumda da mevcuttur.

Bu psikoloğun fikrine göre, rıza göstermeyen bütün çocuklar üzerinde uygulanan bu jenital kesmeler, gerçekte işkence ve sakatlamadan başka bir şey değildir, ve Birleşmiş Milletler Evrensel İnsan Hakları Beyannamesinin “Hiç kimse zalim, acımasız, insanlık dışı ve fiziksel sağlığı bozucu muameleye tabii tutulmamalıdır”diyen 5. Maddesinin ihlalidir.

11255541_568463819960304_5035720588779054009_n

Sünnet Çocuk İstismarıdır

Dünya Sağlık Örgütü çocuk istismarını şöyle tanımlar: “Çocuğun sağlığını, fiziksel ve psikososyal gelişimini olumsuz etkileyen, bir yetişkin, toplum ya da devlet tarafından bilerek ya da bilmeyerek uygulanan tüm davranışlar çocuğa kötü muameledir.”

Sünnet, binlerce yıllık ilkel bir gelenektir. Bu geleneğin kurucuları, kızların klitorisini de kesip atmıştır; Sünnet töresinin kadınların boynuna halkalar takma, kulak memesini oyup ucuna ağırlıklar takarak uzatma gibi geleneklerden hiçbir farkı yoktur. Kimi kabileler, binlerce jilet darbesiyle erkek çocuklarının vücuduna balık sırtı deseni veriyor ve bu vahşete dayanan, enfeksiyon kapmadan yaşamayı beceren çocuklar, “erkekliğe adım atmış” oluyor. Bizde de sünnetle erkekliğe adım atılması bunun başka bir versiyonudur. Kanla, acıyla “erkek olmak”, ileride, karısının suratından kan getirerek erkekliğini ispat etmeye yol açar. Sonra da aile içi şiddetten şikayet etmeye hakkınız kalmaz.

Kaldı ki, çocukların sünnet edilmesi, insan haklarına aykırıdır. Bu çocuklar, karar verebilecek çağda değildir. Onların bir organına dönüşü olmayan bu müdahalenin sonuçlarına çocuk kendi katlanacaktır. Yanlış bir müdahalede penis ucu, idrar deliği yırtılabilir, hasar görebilir, çocukta korkuyla psikolojik bozukluklar ortaya çıkabilir, enfeksiyon kapabilir. Herşey yolunda gitse de bu çocuk, yukarıda bahsettiğim, birden çok işlevi olan bu deriden mahrum kalacak ve sünnetin ona götürdüklerini, cinsel olgunluğa eriştikten sonra işlevlerini hiç hissedemeyeceği için, bilemeyecektir. Unutmayın ki, çocukları her şeye ikna edebilirsiniz. Bugün iğrenerek baktığımız kız sünnetini uygulayan toplumlarda, kızlar buna ikna edilir ve bizzat sünnetli anneleri ikna eder, kızını doktorun eline emanet eder. Bir çocuğu 5 yaşındayken rejim militanına da dönüştürebilirsiniz, 60 yaşındaki bir adamla ilişkiye girmeye de ikna edebilirsiniz. Çocuklar yeterli olgunlukta olmadığı için, bu ilişki tecavüzdür, çocuk istismarıdır. Çocuklar karar verecek yaşta olmamasına rağmen onların organlarının bir parçasını kesmek, onların karar verememe yeteneğini istismar etmektir. Ne yazık ki çocuklar bunun gerekliliğine de şartlanmaktadır. Bugün sünneti savunan insanların hemen hepsi, çocukluktan gelen bu şartlanmışlıkla sünnetin yararlarını kanıtlamaya çalışmakta, bu vahşeti görmemekte, hatta bunun vahşet olduğunu söyleyenlere saldırmaktadır.

Çocukları, okuyup, araştırıp, vücudunun başına gelecek şeyleri karar verecek yaşa gelene kadar rahat bırakın. Sonra isteyen istediğini yapar. “Çocuk benim değil mi” sorusu burada geçerliliğini yitirmektedir; Erkek sünnetinin bir üst seviyesi kız çocuklarının sünnetidir. Erkek çocuğunun da, kız çocuğunun da herhangi bir organından parça koparmak, ailelerin dahi hakkı olmayan bir şeydir.

Ord. Prof. Op. Dr. Cemil Topuzlu’nun 30 Kasım 1934 yılında Türkiye Tıp Encümeni’ne okuduğu bildiri.

…Herkes kendi dininde serbesttir. Ancak kendisini müdafaadan aciz ve hiçbir şeyden haberi olmayan birtakım küçük çocukları yakalayıp aldatarak, din uğrunda mühim bir uzvundan mahrum ve bazen de sakat [bırakıp] günlerce, aylarca ıstıraplara ve ölüm tehlikelerine bile maruz bırakmak doğru mudur? On sekiz yaşını geçtikten sonra arzu eden bir erkek sünnet edilmesini isteyebilir; ve sünnet olsun buna hiçbir itirazım yok. Ancak masum çocuklara din perdesi altında ıstırap çektirmemeli. On sekiz yaşına kadar hiçbir çocuğa sünnet ameliyesi yapılmasına müsaade etmemeli…Sünnet olan çocuklar günlerce yaraları kapanmayarak ıstırap çekenlere, sakat kalanlara, hatta ölenlere bile tesadüf olunuyor. Hele sünnetten sonra sinir hastalıklarına tutulan çocuklar pek çoktur. Bu gibi hastalıklar ekseriya biçare yavrunun şiddetli heyecan geçirmesinden ve pek çok korkmasından ileri geliyor…Din için yapılan şu sünnet ameliyesinin asla faydası olmayıp, bilakis kötülüğü ve tehlikesi aşikâr bulunduğunu tasdik edeceğinizden şüphem yoktur…

Birleşmiş Milletler Komisyonu, sünneti cinsel saldırı ve insan hakları ihlali olarak tanımlar. Çocuk Hakları Bildirgesi’nin 24.3 ‘üncü maddesi  çocukların sağlığına zararlı gelenekselleşmiş prosedürler tanımı ile sünneti kasteder. Bu nedenle çocukların sünneti çeşitli insan hakları kanunlarını ,devamlı olarak ihlal eder, ve etik olmayan tıbbi prosedür başlığı altında incelenmesi gerekir.

Zalim ve düşürücü (insan sağlığını, haysiyetini olumsuz yönde etkileyen, kalıcı sonuçları olan) davranışlar bir insan hakları ihlalidir. Sünnet zalim ve düşürücü bir davranıştır çünkü erkek cinsel organının görünüm ve işlevini, büyük miktarlarda sağlıklı, koruyucu , erojen doku çıkararak tahrip eder. Doktorlar zalim ve düşürücü davranışlarda yer almamalıdır.  Doktorlar zalim, düşürücü davranışları profesyonel örgütlere ya da üstlerine, eğer mümkünse insan hakları örgütlerine bildirmelidir.

Avrupa İnsan Hakları ve Biyotıp Anlaşması (1997)Bu anlaşma uluslararası hukuk için bir enstrümandır.Onbeş Avrupa ulusu şu anda bu anlaşmayı onaylamıştır. 1 Aralık 1999’dan beri yürürlüktedir. Erkek çocukların sünneti bu anlaşmanın 1., 2., ve 20. maddelerini ihlal eder durumdadır.

Her iki cinste de sünnet edilenlerin çoğu çocuklar. (Denniston, 1997; DeMeo, 1997). Her iki cinsin sünnetinde de, sağlıklı ve duyarlı bir vücut parçası, itiraz etme, kendini savunma, ya da onay verme şansı olmayan bir çocuktan kesilip alınıyor. Her iki olayda da, çocuğun cinsel güdüleri üzerinde kendi kontrolunu sağlayan toplumdur. Bu çalışmanın bir başka önemi bazı doktorların erkek sünnetini, tersine giderek kadın sünnetini meşrulaştırmak için kullanmaları. Bu doktorlara göre kadının klitorisinin ucundan bir parça çıkarmakla erkeği sünnet etmek arasında bir fark yok, erkek sünneti eğer faydalı ve iyiyse, kadın sünneti konusunda koparılan bu yaygara neden?

“Neden tecavüz, kadınların dövülmesi, ve sünnet gibi sorunlarda objektif olmalıyız? Zayıfın yanında olup, kralın çıplak olduğunu söylemenin zamanı gelmiştir!”

İnsan hakları eylemcileri, Nobel’in “Sadece Hayır De: İktidar Meseleleri”(1991) makalesinde bu akım ile fikir birliğine varmışlardır. Nobel, güçlü sosyal aktörler tarafından haksız muameleye tabii tutulan “zayıf” kişi ve grupların haklarını savunmada “objektiflik” fikrini reddetmiştir. “Acaba neden tecavüz, kadınların dövülmesi ve sünnet gibi konularda objektif olmalıyız? ” diye sormuştur. “Artık zayıf ile taraf olmanın ve kralın çıplak olduğunu ilan etmenin zamnı gelmiştir!” demiştir.

Avrupa Konseyi Meclisi: Sünnet İnsan Hakları Sorunudur

Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi, aldığı kararda sünnetin “erkek çocukların fiziksel bütünlüğünün ihlali” olduğu sonucuna vardı. Erkek çocukların sünnet edilmesinin “tıbben meşru olmadığı” savunulurken, sünnetin insan hakları sorunu olarak tanımlandığı anlamına geldiği belirtildi.

Kadın sünnetinin yapıldığı ülkeler mavi olarak gösterilmiştir.

 

 

Erkek sünnetinin yapıldığı ülkeler turuncu olarak gösterilmiştir.

sunnet-haritasi

Çocuk hakları anne karnında başlar

Erkek çocuğunun da, kız çocuğunun da herhangi bir organından parça koparmak, ailelerin dahi hakkı olmayan bir şeydir. Bebeğin ve çocuğun bedeni kendisine aittir. Anne babasına, doktora ya da sünnetçiye değil. Çocuk kimsenin malı değildir. İster erkek ister kadın sünneti olsun, böylesine barbarca bir uygulamanın uygar bir toplumda yeri yoktur. Sünnet bir istismardır.

Filozof Moses Maimonides’e göre sünnetin erken yaşta yapılmasının nedeninin, bebeğin sünneti reddetmesinin imkansızlığından ve kontrol etmenin kolay olmasından kaynaklanır. Sünnet bir yetişkine yapıldığında o basitçe karşı koyacaktır.

Yıllar sonra sünnet geleneği yok olduğunda gelecek nesiller bugünleri nasıl hatırlayacaklar?

K. Afrika ve Ortadoğu ülkelerinde vahşet öyle bir hâle gelmişti ki çocuklarının cinsel organlarının bir kısmı “koparılıyor”, organı koparılan çocuk feryat ederken etrafındaki insanlar bu vahşeti “gülerek ve neşeyle” izliyorlardı ve düğünler yapılıyordu. İnsanlar çocukları sadece ailelerin  malı olarak görüyorlardı ve çocukların hiç bir hakkı yoktu. Çocukların fiziksel zayıflığından faydalanan insanlar savunmasız çocuklara işkence yapıyorlardı. Devlet bu vahşeti destekliyordu. Çok sayıda yalancı doktorlar televizyonlarda insanları sünnet sağlığa faydalı diye kandırıyordu. Az sayıda insan bu geleneğe karşı çıkıyor yanlış olduğunu söylüyordu ama hakaretlere maruz kalıyorlardı. Bir zamanlar kölelik nasıl yasal ise o zamanda çocukları zorla sünnet etmek yasaldı. Nasıl bir zamanlar kölelere işkence yapmak yasalsa o zamanlarda çocuklara işkence yapmak yasaldı.

 

Reklamlar