Sünnetin Sağlığa Yararları Yalanı

0000000179461-1.jpg

Nil Gün(Araştırmacı Yazar, “Sünnetle İlgili Yalan ve Gerçekler” kitabının yazarı) ile röportaj

-Yıllar sonra neden sünnet konusunda araştırma yapmaya karar verdiniz?

– Sağlıklı bir insanın bedeninin bir parçasının kesilmesi fikri beni rahatsız ediyordu. Neden sağlıklı bir insanın bir parçası kesiliyor, diye düşünüp araştırmaya başladım.

– Nil Hanım neye dayanarak bu kitabı yazdınız ve sünnete neden karşısınız?

-Ben araştırmacı yazarım. Sünnet konusunu ele almamın doğrudan kişisel bir sebebi yok. Sünnet epeydir kafamı kurcalayan bir konuydu. “Neden bütün sağlıklı doğan bir çocuk kesilir?” diye soruyordum… Doğa hata yapmaz, Tanrı hata yapmaz ve en iyisini yaratır… O zaman sapasağlam doğmuş bir çocuğun neden sünnet edildiğini anlayamadım ve sorgulamaya başladım. 

-Bu sorgulamadan da sünnetin yanlış ve yalanlara dayalı olduğu sonucuna mı ulaştınız? 

-Evet. Sünnetin sağlığa büyük zararları var… Kesilen sadece işe yaramaz bir deri parçası değil. O kesilen parça, içinde sinir uçlarının, kan damarlarının, salgı bezlerinin bulunduğu bir mekanizma. O işe yaramaz diye kesilen deri parçasının koruyucu görevi ve cinsel işlevi var. Sünnet olduktan sonra bir çok alanda erkek zarar görüyor. 6 bin yıllık bir gelenek bu.

-Nil Hanım siz sünnet tamamen cehaletten ortaya çıkmış bir şeydir mi demek istiyorsunuz?

-Evet. Ve tamamen yalanlar üzerine kurulmuş bir olgudur.

-Sünnet cinsel hazzı azaltıyor mu?

-Üst deri cinsel hazzı artırır. Sünnetle birlikte erkeğin cinsel hazzı yüzde 51 ile yüzde 80 arasında azalıyor. Kadınların cinsel hazzını da azaltıyor.

-Bunları neye bağlı olarak söylüyorsunuz?

-Tıbbi makalelere. Sünnet için yığınla sağlık mazereti bulunur ama geçerli bir tıbbi kanıt yoktur. Üst derinin bir işlevinin olmadığı söylenir, bu yanlış bir bilgi. Üst derinin hem koruyucu işlevi var hem de duyarlılık artırıcı özelliği var.

-Sünneti doktorlar yapıyor artık. Doktorların bugüne kadar bu konuda sesinin çıkmaması garip değil mi?

-Uzmanlık alanı var mı bu konuyla ilgili? Hayır yok. Çocuk cerrahları özel olarak sünnetle ilgili eğitim alıyor mu? Almıyor. Türkiye’de hem sünnetçilerden hem de doktorların yaptığı hatalardan dolayı sorun yaşayan çok erkek var.

-Mısır’da kız çocuklarının sünnet edildiğini hatırlatıyorsunuz. Herkes kitabınızı okumadı. Burada da anlatır mısınız, sizce Mısır’da kızlara yapılan sünnetle, yaygın olarak yapılan erkek sünnetinin arasında fark yok mu?

-Kadın sünneti yapıldığı ülkelerde din ve sağlık gerekçeleriyle yapılıyor. İlk önce şunu söyleyim, Türkiye’de dini inançları kuvvetli olmayan aileler de çocuklarını adetler gereği sorgulamadan sünnet yaptırıyor. Kuran sünnetten hiç bahsetmiyor. Peygamberimiz sünnetli değildir.

-Sünnet için çok büyük bir gelir değil mi?

Sünnet başına 100 dolardan başlayan fiyatlar. Ayrıca sünnet derisini ilaç sanayine satıyorlar ve yanıklarda kullanmak üzere yara bantları yapılıyor o derilerden. Korkunç büyük ciroları var. Tek başına bir bebeğin sünnet derisinden ortalama 750 bin dolarlık taze hücre üretiliyor. Kozmetik sanayinde de kullanılıyor.

0000000443851-1

Kaan Göktaş( “Oldu da Bitti Maaşallah” kitabının yazarı) ile röportaj

-Önce okurlarımız için bunu soralım: Siz sünnet oldunuz mu? Olduysanız, sizin için nasıl bir tecrübe olduğunu anlatır mısınız?

-Ben her anlamda sünnetsizim.

-“İslamda sünnet yoktur” diye iddia ediyor ve kitabınızda bunu Kuran’a, ayetlere başvurarak detaylıca anlatıyorsunuz. Din ve geleneğin birbirine karıştırıldığını mı düşünüyorsunuz?

-İslam’da sünnet yoktur. Hatta Muhammed Peygamber’in kendisi de sünnet olmamıştır. İlk Müslümanların, örneğin Ebu Bekir’in, Osman’ın, Ömer’in, Hamza’nın, Ali’nin, Bilal-i Habeşi’nin hiç birinin sünnet olduğuna dair en ufak bir rivayet bile kayıtlı değildir. Muhammed Peygamber kendi oğlu ve torunları dahil, kimseyi sünnet ettirmemiştir.

-Bu kitabı yazmak nereden aklınıza geldi?

-Sünneti yazdım çünkü Türkiye’de on milyonlarca insanın gözünü kırpmadan tereddütsüz katıldığı ve bugüne kadar üzerinde en ufak bir tartışma bile yaşanmamış başka bir uygulama yok. Bugün bir çok şey rahatça tartışılıp konuşulabilirken, hatta dünün en büyük siyasi tabuları bile masaya yatırılabilirken, en aydın kesimler bile sünneti sorgulamıyor. Bu bana garip geldi. Oldum olası severim uçlarda dolaşmayı. İşin açığı bakir bir alan olduğu için ilk ben değinmek istedim.

-Sünnetin tıbbi açıdan da gereksiz olduğunu, hatta sünnetin tıp için karlı bir sektörün olduğunu yazıyorsunuz. Bunu okurlarımız için kısaca özetler misiniz?

-Sünnetin tıbbi açıdan hiç bir faydası yoktur. Hatta hiç bir gerekliliği de yoktur. Bugün dünya üzerinde milyarlarca sünnetsiz erkek yaşıyor ve sünnet olmadığı için sakatlanana ya da ölene rastlanmamıştır. Ancak sünnet olduğu için -enfeksiyon kaparak ya da yanlış sünnet sonucu vs.- sakat kalan hatta ölenler var. Sünnet bugün başlı başına bir rant pastasıdır. Hastanesinden kıyafetine, düğününden eğlencesine kadar bir sünnet ekonomisi var. Herhangi bir özel klinikte çok basit bir sünnet operasyonunun kaç paraya yapıldığını sorun.

-Sünnetin hem çocuk hem de insan ve hasta haklarına ayrıca da tıp etiğinin temel ilkelerine aykırı olduğunu düşünüyorsunuz. Neden?

-Düşünmüyorum, böyle olduğunu SÖYLÜYORUM. Bir insanın, vücudunun sağlıklı bir parçasını, ona sormadan, din ya da gelenek bahanesiyle geri dönülemez bir biçimde kesip yok edemezsiniz. Yaşı kaç olursa olsun, eğer ortada hayati tehlike ya da ciddi bir tedavi söz konusu değilse, bir insanın vücut bütünlüğünü bozamazsınız. Hipokrat Yemini bile “Önce zarar verme!” der.

-Tüm bu hakların ihlallerini İslam dünyasının göz ardı etmesinin nedeni nedir sizce? 

-Aklını kullanmamak, sorgulamamak, düşünmemek. 1400 yıldır İslam dünyasının tek sorunu budur. Müslümanların da tek sorunu budur. Bu yüzden Batı medeniyeti on yıl öncesinden planlayıp, on yıl sonra kuyruklu yıldıza uzay aracı indirirken, bizimkiler hala sakız çiğnemenin orucu bozup bozmayacağını tartışır. İnsanın, Allah tarafından yaratıldığına inanıyorsak sünneti kabul ederek onun yarattığına karşı çıkıyorsunuz. Eğer evrimsel açıdan bakıyorsak da insan en mükemmele doğru evrimleştiği için sünnet derisi milyarlarca yıldır insanın doğal ve yaşayan canlı bir parçasıdır. Kur’an, açıkça “İnsanı en mükemmel şekilde yarattım. Benim yarattığımın üzerinde değişiklik olmaz” diyor.

-Olayın hukuki boyutunu da ele aldınız. Ama çocuklarını sünnet ettiren aileler ebeveyn hakkından bahseder… 

-Bir insanın bedeninde kalıcı bir hasar bırakmak söz konusu olduğunda ebeveyn hakkından bahsedilemez. Hayati müdahale olmadığı sürece bir kere hasta haklarında ‘tedaviyi reddetmek’ vardır. Ama sünnette herhangi bir sağlık gerekçesi yok. Burada bir çocuğun rızasını almadan, tamamen kendi inançları referans alarak sünnet etmek istiyorsun. Nüfus kâğıdına Müslüman yazdırıyorsun. Tamam, onu sildirebilir. Ama sünneti geri getiremezsin. Ben Sağlık Bakanlığı’na dilekçe yazdım “bu hasta haklarına aykırı değil midir” diye sordum. Tek bir cümleyle cevap geldi: “Hayır değildir” dediler.

-Sünnetin psikolojik etkileriyle ilgili yaptığınız araştırmalarda ulaştığınız sonuçlar nedir?

-Hem psikologların hem de hekimlerin bu konu hakkında görüşleri var. Bir kere çocuğa karşı zor kullanıyorsun, ona acı çektiriyorsun. Yaptığın yaşa bağlı olarak da bir travmaya neden oluyorsun. Çocuk için o yaşlarda cinsel organ çok önemlidir. Ancak sen onu cezalandırır gibi kesiyorsun.

-Peki, hekimlerin bu görüşüne göre sünnetin cinsel hayatı nasıl etkiliyor?

-Pek çok doktorun görüşü olumsuz olarak etkilediği yönünde. Sünnetin cinsel ilişkiden alınan hissi azalttığı, körelttiği yönünde bir düşünce söz konusu. Ayrıca psikolojik travmanın etkisiyle ileride cinsel bozukluklara yol açıldığı da savunuluyor.

-Sağlık için gereği, hastalıklardan koruması konularında neler buldunuz araştırmalarınız da?

-Sünnetin tıbbi açıdan gerekli olduğu yalandır. Sünnet derisi insan vücudunun işlev gören, sağlıklı, yaşayan bir kısmıdır. Görevi penisi korumaktır. Bu kısmı yok ettiğiniz zaman geriye hissiz ve savunmasız bir organ kalır. Hijyen açısından gerekli olduğu yalandır, çünkü sünnet derisi kendi ürettiği mukozamsı bir sıvıyla penisi korur. Üstelik asgari hijyen koşullarının kolay ulaşılabildiği bir dünyada, “temizlik” bahanesi çok ilkel. Hastalıkları önlediği iddiası yalandır. AIDS ile sünnet arasın da bağ kurmaya çalışılsa da AIDS kanla ya da vücut sıvılarıyla bulaşır, önlemenin yolu bilinçlenmekten ve korunmaktan geçer. “Sünnet olanlar ileride penis kanseri vb. hastalıklara yakalanmaz” denilir; buda yalandır. Kanserle sünnet derisi arasında bir bağ yoktur. Üstelik önleyici tıp bu değildir. Bu uzmanların mantığıyla hareket edersek ileride patlamasın diye apandisiti şişmesin diye bademcikleri kesip almak gerekir. Oysa bunların hepsi, insan vücudunun sağlıklı ve gerekli birer parçasıdır.

-Sünnet olmamış erkek çocuklar yetişkin olduklarında toplumsal dışlanmaya maruz kalırlar mı, kendilerini ötekileştirilmiş hissederler mi?

-Senden olmayanı dışlamak, ötekileştirmek toplumsal bir hastalıktır. Penisi için dışlamazsa saç rengi için, kaşı için, gözü için, küpesi için, giyimi için dışlar…

-Çocuk psikolojisi açısından sünnetin etkileri neler?

-Sünnet hadım edilmenin yumuşatılmış şeklidir. Her erkek çocuk, bilinçaltında hadım edilme korkusu taşır. Çocukları sünnet ederek onların bu “hadım edilme” korkularını harekete geçiriyorsunuz. Çok önem verdikleri, yeni keşfetmeye başladıkları cinsel organlarını yaralıyorsunuz, acı çektiriyorsunuz. Erken boşalma başta olmak üzere birçok seksüel bozukluğun ve parafilinin temelinde sünnet travması yatar.

-Yenidoğan sünneti travma yaratır mı? 
-YENİDOĞAN sünneti sanıldığı gibi “insaflı” bir yöntem değildir. Aksine küçük bebekler acıyı daha yoğun ve daha çok hissederler.

14141542_1392809740735090_2371075622632573416_n

Sünnet operasyonunu yapanlar açısından, “Acaba bu yıl kaç tane sünnet yapacağım? Kaç para kazanacağım? Daha fazla nasıl kazanırım?” düşüncesi hakim. Sünnet yapan doktorlar kariyerlerini ve yaptıklarını savunmak için sünnetin sağlıklı olduğu yalanını sürdürmek zorundalar. Uluslararası tıp dünyasında, etik tıbbi prosedüre hiç uymayan sünnet savunucusu doktorlara şarlatan olarak bakılıyor. Tıbbi yararlar gerekçesiyle “tıp ve sağlık” adı altında ya da “ebeveyn tercihi” adı altında yaptıkları cinsel saldırganlık olarak tanımlanıyor.

Sünnete Karşı Doktorlar (DOC) organizasyonunun başkanı Prof. Dr. George Denniston’ın işte söyledikleri :

“Dünya üzerinde erkek sünnetini tavsiye eden bir tane bile ulusal tıbbi topluluk olmadığını biliyor muydunuz? Evet, doğru duydunuz. Hiçbir ulusal tıbbi topluluk erkek sünnetini önermiyor. Neden uygulanmaya devam ediliyor peki? Bazı gelenekler o kadar eskiye dayanıyor ki bilinmesi gerçekten güç. Bazı durumlarda babası sünnetli olduğu için çocuğun babasına benzemesini isteyen aileler tarafından yapılıyor. Bazı aileler bütün çocukların sünnetli olduğunu düşünüyor ve kendi çocuklarının farklı görünmesini istemedikleri için yapıyor. Bazen doktorlar para kazanmak için ailelere tavsiye ediyorlar. Sünnet bir insanın penisindeki sağlıklı derinin yarısının başka bir insan tarafından kesilmesidir. Bunun bir çocuğa/bebeğe yapılması vahşettir. Vahşi ve zalimce bir eylemdir. Neden bu kadar sert ifadeler kullanıyorum? Çünkü sünnet kalıcı hasar verir. Kimsenin bu gereksiz prosedürü rızası olmayan birine yapmaya hakkı yoktur. Sünneti uygulayan kişiler sünnet sonucu bazen problemler çıkabileceğini söylüyorlar. Gerçek ise, her sünnet vakası soruna yol açar.”

 

Yaşadığımız ülkedeki doktorların %90’ı şarlatandır. % 90 fazla bir oran gibi görülebilir. Fakat maalesef doğru bir orandır. Türkiye’de sünnet hakkında bilgi veren internet sitelerinin %90’ı şartalatan Türk doktorlarının yalanlarıyla doludur.

 

Dünya çapında erkeklerin % 70 , kadınların %90, memeli hayvanların %100 ü sünnetsizdir. Bütün memelilerin üst-derisi vardır. Her normal insan üst-deri ile doğar. Üst-deri kızlarda klitorisin glansını korur, erkeklerde ise penisin glansını. Üst-deri, insan cinsel anatomisinin önemli bir parçası olarak işlev görür. Göz kapakları gözleri nasıl korursa, üst-deride glansı korur. 

Neden diye soruyoruz kendi kendimize. Neden günümüzde daha sapık olması mümkün olmayacak kadar aşırı bir gelenek olan sünnet hala yaşanıyor? Hala pratik ediliyor? Hala saygı ile anılıyor? Hala saygı duyulması bekleniyor? Neden? İnsanlar bir gün sünnet geleneği denen kanlı vahşeti, kötülüğü, ilkelliği sonunda realize edip, ondan kitleler halinde uzaklaşmaya başlayabilirler mi? Bu sapık sünnet geleneği nasıl böyle yüzlerce yıl ayakta kalabildi ve bugün hala insanlar üzerinde en fazla etkisi olan bir şey, onu anlamak zor. Sünnet geleneğinin sonu bir gün aniden gelecek mi dersiniz? Bu sapkınlık ve aşırılık daha ne kadar devam edebilir diyorsunuz? Bir gün bu sünnet geleneği yok olacak mı diyorsunuz?

Bir yalan çemberiyle kuşatmışlar herkesi. Neredeyse her alanda, her konuda aldatıyorlar. Yalanla, dolanla, sahtekarlıklarla iç içeyiz ve çoğunluk farkında değil. İnsanlar gerçeklerle değil, yalanlarla yaşıyorlar. Olayları doğru göremiyor, doğru tahlil edemiyorlar. Çünkü sorgulama yetenekleri köreltilmiş, şüphe duyma hisleri yok edilmiş. Bilimsellik yok. Neye el atsanız altından bir düzenbazlık çıkıyor. Sağlıkta, eğitimde hilekarlık, yalan diz boyu. İlkel çağlardan, kalma sünnet adetiyle cinsel organları kesiliyor. Televizyon ve gazeteler sünnetin olmayan yararları ile kandırılıyor. Belediyeler ve siyasi partiler cahil insanları kandırıp toplu sünnetlerle oy potansiyellerini artırmaya çalışıyor. İnsanlar çocukluktan itibaren yalan, dolan, ihanet, sahtekarlıkla egitilip yontuluyorlar, acılarını duymasınlar, gerçekleri göremesinler diyerek bu vahşete sünnet düğünü deniyor ve sahtekarlığın ilk toplumsal adımını atmış olduklarını kutluyorlar.

İlk önce Türkiye’de bilimsel eğitimin, evrensel hukuk normlarının insan haklarının olmadığının altını kalınca çizelim. Olmadığını zaten Türkiye’nin yöneticileri, siyasileri, bürokratları, sahtekar doktorları, sahte aydınları ve diğer gelişmiş ülkelerde yaşayanlar da bilmektedirler.

Türk doktorları bilimden çok para ve politikaya önem vermektedirler. Sünnet siyasetin de içine girmiştir. İster sağcı olsun, ister solcu, ister dindar olsun, ister dinsiz, gazete yazarlarının hiç birisi sünnet hakkında olumsuz olarak yorumlanacak yazılar yayınlamamaya büyük itina göstermektedirler. Sünnet yalnız övülmekte, göklere çıkarılmaktadır. Batı’nın sünnet hakkındaki eleştirilerine bütün basın yek vücut cevap vermektedir. Sünnetin eleştirilmesine kimsenin tahammülü yoktur. Türkiye’de sünnet bir tabudur. Sünnet dokunulamaz, tartışılamaz, eleştirilemez, değiştirilemez, durdurulamaz.

Türkiye cehalete teslim olmaktadır. Önce cehalatin ne olduğunu açıklamaya çalışalım. Cehalet nedir? Cehalet kişinin içinde yaşadığı koşul ve zamanla bağdaşmayan ve yaşamına olumlu bir katkısı olmayan çağ dışı bilgidir. Türkiye’de kurumlaşan bu bilgidir.

Cahilin aklı boş değildir. Keşke olsaydı. Onu yeni bilgilerle doldurmak nisbeten kolay olurdu. Bütün yapacağımız onu eğitmek olurdu. Cahilin kafası eski, antik, yanlış ve yalan bilgilerle tıklım tıklım doludur. Milyonlarca insan işte bu şekilde cahildir.

Bunu söylemek istemezdim. Ama bazı gerçeklerin bilinmesinde yarar vardır. Bence doktorlarımız bile yeterince bilgili değillerdir. Onların çoğu Batı ölçülerinde cahildirler. Türk doktorları için durum gerçekten içler acısı. Tabii bu toplum için de durum içler acısı demektir. Doktorlar tarafından yeterince eğitilemeyen, ya da yanlış eğitilen bir toplumdan ne beklenir, bilmiyorum. Tabii bu arada içinde yaşadıkları bu cahil toplumdan fazladan birşeyler elde etmek de şarlatanlar için çekici gelmektedir.

İnsanlar sünnetin sağlığa yararlı olduğunu anlatan sahtekarları dinlemeyi bırakacaklar mı? Kanlı tecavüz yöntemi olan sünnet vahşeti hem ekonomik hem siyasi rant odaklı olması bakımından son derece mide bulandırıcı. Sonunda bu delilik, bu barbarlık, bu vahşet, bu aptallık, bu kölelik ve onursuzluk bir anda yok olup gidecek mi diyorsunuz?

Önce yalanın tanımını yapalım. Yalan bir gerçeğin gizlenmesi veya farklı gösterilmesidir. Yalan bir çıkar sağlamak için başvurulan bir yanıltmadır, hiledir. Yalanın en büyük özelliği yalan söyleyenin söylediklerinin doğru olmadığını bilmesidir.

Yalan insan doğasında her zaman var olan bir kavram. Bunu kimse engelleyemez. Yani insan unsuru varsa yalan da vardır. Aklımda kaldığı kadarıyla şöyle bir söz var:”Birilerinin bize yalan söylemesine engel olamayız ama bizi inandırmalarına engel olabiliriz.” Aslında kandırmaca üzerine kurulu bir Dünya’da yaşıyoruz. İnsanlar hep birbirlerini kandırmaya çalışmışlar. Bu kandırmanın da etkili silahlarından biri de yalan olmuştur.

En çok kimler yalan söyler biliyor musunuz? Siyasiler ve şarlatan doktorlar. Bunların yaşamları yalan üzerine kuruludur. Yalansız yapamazlar. Bunlar çıkarları gereği yalan söylerler. Bunu engelleyemeyiz. Asıl bize düşen bunların bizi kandırmasına engel olmak. Yani bunlara inanmayarak engel olabiliriz. Yapacağımız tek şey budur. Eğer bir siyasetçi veya şarlatan doktor yalan söyleyerek seni kandırmaya çalışıyorsa inanmayacaksın. Onların yalan temelinde seni kandırdıklarını göreceksin. Göreceksin ki seni sömürmelerine izin vermeyeceksin.

Türkiye’de çıkıyor şarlatan bir doktor ” Sünnetli erkek daha temizdir ve sünnetli erkek çocuklarda idrar yolu iltihaplanması daha az gözlenir. ” diyebiliyor. Bunların hepsi yalandır. Ama cahiller bunların yalan olduğunu bilmezler. Şarlatanlar yalanlarla, cahiller üzerinden çıkar sağlayan sahtekarlardır. Bilimde bir numaralı kural dürüst olmaktır. Sünnet, normalde bir iç organ olan glansı, kalıcı biçimde bir dış organ haline getirir. Göz için göz kapakları neyse, penis için de üst-deri odur. Nasıl ki, gözkapakları olmadan gözün daha temiz olması ve dış etkilerden korunması mümkün değilse, penis için de aynısı geçerlidir. Koruyucu olan üst-derinin kaybedilmesi, penisi kire ve bakterilere açık duruma getirir. Sağlam (sünnetsiz) bir çocuğun idrar yolları iltihabı sorununu yaşama olasılığının, sakatlanmış (sünnetli) bir çocuğa göre daha düşük olduğu biliniyor. Eğer üstderi sünnet ile kesilirse, idrar yolları, enfeksiyona daha açık hâle gelir.

Dünya’ya izole edilmiş bir ülkede, medyasının şarlatanlar ve sahtekarlar ile dolu olması sünnet yalanlarına çanak tutmaktadır. Düzen düzenbazlıklarla yürümekte. Bu sahtekarlara inananlar çogaldıkça bunların yalanları daha çok artıyor. Türkiye’de insanların büyük çogunlugu okuyup, araştırmıyor ve kim ne derse ona inanıyor. Cehalet sünnet geleneğinin en büyük silahı. Onu çok iyi kullanıyor.

Televizyonda şarlatan bir doktor ” Bebek sünneti avantajlarından dolayı tercih edilmektedir.”diyebiliyor. Bu yalanı bir yalancı başlatıyor. O kötü niyetli birisi. Onun yalanını etrafa yayanlar da kötü olabilir. Ama çoğu değil. Sadece cahiller. Ve çoğu kere bu cahilliğin fiyatını acı bir şekilde öderler. Sürekli olarak yalancı sahtekarlar tarafından dolandırılırlar. Bebek sünneti sağlığa daha çok zararlıdır. Üst-derinin bebeğe bez bağlandığı bu dönemdeki işlevi , penisi tahrişten ve yaralanmalardan korumaktır. Üst-deri glansı idrardan ve dışkıdan korumak için cinsel organa yapışık durumdadır. Çocuk ne kadar küçük olursa, travmadan zarar görme o kadar fazla olacaktır.

Gazetelerde sahtekar bir profesör ” Sünnetli erkekler daha iyi seks yapar.” diyebiliyor. Sünnet geleneği yalanlar üstüne kurulu olduğu için yalan-dolan serbesttir. Kadın sünneti ve erkek sünneti arasında temelde bir fark yoktur. Her ikisinin de temel amacı cinsellikten alınan hazzı azaltmaktır. Sünnet penisi inceltir, kısaltır, cinsel zevki azaltır.

Cinsel şiddetin bizim kültürlerdeki en yaygın ve aşağılık uygulaması sünnettir. Sünnet, bu toprakların sorgulanmadan kabül edilen vahşi geleneklerinden biri. Sonunda bu delilik, bu barbarlık, bu vahşet, bu aptallık, bu kölelik ve onursuzluk bir anda yok olup gidecek mi diyorsunuz?

Sünnet gibi barbarca bir davranışı günümüzde de devam ettirme geleneği, gücünü sahte bilimsel araştırmalara dayanan tıbbi yalanlardan, yaygın cinsel cehaletten, sessiz kalan sünnetli erkeklerden ve güçsüz annelerden alıyor. Doktorların, hastanelerin, sünnetçilik mesleğini yapanların ekonomik çıkarları; sünnet vahşetinin devam etmesini sağlıyor. Sünnetle ilgili gerçekler karşısında çekimser kalamayız. Bilgilenmek ve farkındalığımızı artırmak zorundayız.

Prof. Dr. Paul M. Fleiss, “Üstderim Nerede?” adlı kitabında şöyle diyor: “Ebeveynler, çocuğunun üstderisini kesmek isteyenlere karşı dikkatli olmalı. İnsan üstderisi bir çok ticarî faaliyet için çok talep edilen bir organ. Sünnet derisi pazarlaması milyonlarca dolarlık bir pazar.”

Bazı doktorlar sünneti neden savunuyorlar? Tıp dünyası büyük dişli bir sermaye çarkıdır. Büyük sermayenin ilk amacı ise hiçbir dönemde insancıllık olmamıştır. Tıp dünyası hizmet sektörü olmaktan çıkıp, ticaret sektörü hâline geldiğinden beri tıp yalanlarıyla sağlık ve hastalıkları tedavi etmek adına nice suçlar işleniyor. Tıp endüstrisinin günümüzde sizin sağlığınızdan değil, sizi kandırıp para kazandığını artık görün.

Sünnet Mafyasının Dünya’da Sünnet’in Tıbbi yalanlar ve yayınlarla desteklenmesinin en büyük sebebi milyar dolarlık Sünnet endüstrisidir. Para bir çok konuda olduğu gibi bu konuda da Hipokrat yeminine baskın çıkmıştır. Kutsal kariyerlerini küçük menfaatlere değişmeye meyilli bazı tıp insanları bu Endüstri tarafından finanse edilmektedir.

Sünnet derisinden beslenen ciddî bir kesim var ve bu kesim çocuğumuzun derisinden kolay kolay vazgeçmeyecek, onu alabilmek için her türlü yolu denemeye, her yalanı söylemeye, satın aldığı her saygın unvanı kullanmaya devam edecektir.

1980′li yıllardan beri özel hastaneler kesilmiş sünnet derilerini biyo-araştırma lâboratuarlarına ve ilâç şirketlerine satıyor.

Sünnet savunucusu doktorlar sünnete dur demeyecek. Çocukları sakatlamak için büyük paralar kazanıyorlar. Hastaneler sünnete dur demeyecek.Kozmetik ve biyoteknik şirketlerine sattıkları üstderilerden kazandıkları kârdan vazgeçmezler. Ticari şirketler sünnete dur demeyecek. Acı çeken masum bebeklerin üzerinden dağ gibi para kazanıyorlar.Hükümet sünnete dur demeyecek. Bu şirketlerin lisans onaylama ücretlerinden ve vergilerden dünya kadar gelir elde ediyorlar.

Türkiye’de sünnet endüstrisi çok büyüktür. Sünnet düğünlerinin (!) giysi, salon kirası, hediye, çiçek, yiyecek, içecek, davetiye ve benzeri masrafları vardır. Doktorlar, sünnetçiler, din görevlileri de bu endüstriden paylarını alırlar. Ülkemizde (özel hastanelerde) bu rakam, 1000YTL civarında.

Sünnet savunucuları sünnetle ilgili her konuda yalan söylediler. Ebeveynlere bebeklerin acı hissetmediklerini söylediler. Çocuğun katıla katıla ağlamasının ve girdiği şokun sünnetten değil, bağlanmaktan kaynaklandığını iddia ettiler. Artık bebeklerin değişen beyin dalgalarından ve fizyolojik fonksiyonların değişiminden onların ne kadar acı çektiklerini biliyoruz. Sünneti takip eden günlerde acının devam ettiği, anne-çocuk bağının zedelendiği, beslenme bozukluklarının baş gösterdiği de biliniyor. Çocuk derin bir travma yaşıyor. Bilinç altına itilen bu travmanın etkisi yetişkin döneminde de sürüyor; yetişkin erkek bunun sünnetle olan bağlantısının farkında olmasa bile.

Sünnet Hijyen ve Sağlık Dışıdır

Sünnet hakkında en yaygın olan efsanelerden biri, sünnetin penisi daha temiz ve bakımı daha kolay yaptığıdır. Bu doğru değildir. Gözkapakları olmadan gözler daha temiz olmaz, penis de üstderi olmadan daha temiz olmaz. Yapay olarak dış organ haline getirilen glans (penis başı) ve meatus, kire ve aşınmaya sürekli açık haldedir, bu da sünnetli penisi daha kirli yapar. Koruyucu üstderinin kaybolması, üriner yolu bakteri ve viral patojenlere karşı korumasız bırakır.

Temizlik
Amerikalı Doktor Thomas J. Ritter’e göre, tırnaklarını kesmesini, dişlerini fırçalamasını ve tuvalet temizliği yapmasını bilen bir erkek çocuğun, basitçe üstderisini geri çekip yıkayamayacağını söylemek, o çocuğa hakarettir. (Dr. Ritter’in notu: Bu makale yazıldığı sırada üstderi için özel bir temizliğin gerekli olduğu sanılıyordu. Bugün bunun da gereksiz hatta yanlış olduğu anlaşılmıştır. Zira üstderinin salgıladığı sıvılar bölgeyi temiz tutacak anti bakteriyelleri ve anti viralleri içermektedir. Bu tıpkı gözkapağının içinde salgılanan sıvıların gözü temiz tutması gibidir. Gözü nasıl yıkamıyorsak, penis başının da özel olarak yıkanması gerekmez.)
“Eğer” diyor Dr. Ritter “Temizlik argümanını erkek sünneti için bir neden olarak kabul edersek, o zaman yıkamanın çok daha zor olduğu kadın organlarını da kesmemiz gerekir. Ama bugün ABD’de hiç kimse genital temizliği sağlamak için kadın organını kesmeyi önermiyor.”
Doğal penis hiçbir bakım gerektirmez. … Sağlam bir penisi temiz tutmak için gerekli tek şey, genel vücut temizliği sırasında suyla iyi bir şekilde temasını sağlamaktır. Bir çocuğun üstderisi altındaki beyaz peynirimsi salgı, Smegma diye adlandırılır. Smegma belki de doğadaki en yanlış anlaşılan, en kötü değerlendirilen maddedir. Smegma kirli değildir, temizdir, faydalıdır ve gereklidir. Anti bakteriyel ve anti viral özellikleri penisi temiz, sağlıklı tutar. Bütün memeliler Smegma üretir. … Smegmanın Lâtince “deterjan” anlamına gelmesi ilginç değil mi? Araştırmalar, sünnet derisinin iç kısmında sabun kullanmamanın en iyi yol olduğunu göstermiştir. Bir bebeğin üstderisini zorla çekip yıkamaya çalışmak, onu doğal olarak enfeksiyona karşı koruyan bakteri florasını yok edebilir. Ergenlikten sonra, erkekler penis başlarını ve üstderilerini ılık suyla nazik bir şekilde yıkayabilirler.

1. Cinsel Hastalıkların Önlenmesi

1855’ten 1997’ye dek bu başlık altında yayımlanan bütün yazıları inceleyen Dr. Van Howe şu sonuca varır: “Bugüne kadar cinsel yolla bulaşan hastalıklar üzerinde sünnetin yararlı etkisini gösteren bir araştırma olmamıştır. Tam aksine veriler, sünnetli bir erkeğin cinsel hastalıklara yakalanma açısından daha büyük risk altında olduğunu göstermektedir.”

2. Penis ve Rahim Kanseri

Smegmanın kansere yol açtığı iddiasının gerçeğe dayanmadığı, 1975’ten beri Amerikan Pediatri Akademisi tarafından ve 1996’dan beri Amerikan Kanser Derneği tarafından kabul edilmektedir. “Tam aksine, sünnet, engel olduğu iddia edilen hastalıktan çok daha tehlikelidir” diyor

Dr. Denniston:
“Olası bir penis kanseri vak’asını engellemek için, 100.000 çocuğun sağlıklı dokusunu yok etmeyi teklif etmek, ahlâk ve mantık dışıdır. Mukayese edilecek olursa, göğüs kanseri riski yaklaşık 100 kat daha büyüktür, ancak kimse bu başa çıkılamaz hastalık için bütün kadınların göğüslerini kesmemiz gerektiğini söylemiyor.”

ABD’de her yıl 44.000 kadın göğüs kanserinden ölüyor. Ama çoğu 70 yaşın üzerinde sadece 200 erkek kötü hijyenden kaynaklanan nedenlerle penis kanserinden ölüyor. … Sünnetten kaynaklanan ölümlerin penis kanserinden kaynaklananlardan daha fazla olduğu biliniyor. Ayrıca penis kanseri, oldukça nadir rastlanan bir kanser tipidir ve genellikle yaşlı erkeklerde olur. Penis kanseri, hem sünnetli hem de sünnetsiz erkeklerde olabilir. Seattle’da Fred Hutchinson Kanser Araştırma Merkezi’nin araştırması, penis kanseri vak’alarının %37’sinin sünnetli erkeklerde olduğunu ortaya çıkarmıştır.

Sünnetli erkeklerin eşlerinin rahim kanseri olasılığının daha düşük olduğu iddiası ise artık üzerinde tartışmaya bile değmeyecek, çoktan çürütülmüş bir iddiadır.

Şubat 1996’da, Amerikan Kanser Derneği’nin temsilcileri, Amerikan Pediatri Akademisi’ne gönderdikleri yazıda şunları belirtiyordu:

“Amerikan Kanser Derneği, rutin sünneti, bu tür genital kanserlerin önlenmesi için geçerli ya da etkili bir yöntem olarak düşünmemektedir. Rahim boynu (serviks) kanseri olan kadınların eşlerinde sünnetle ilgili yapılan araştırmalar metodolojik olarak hatalı, zamanı geçmiş ve tıp kurumu tarafından yıllardır dikkate alınmayan araştırmalardır.”

Amerikan Kanser Derneği Haziran 1996’da, penis kanseri ile ilgili beş bölümlü bir tavsiye kararı açıklamıştır: “Sünnet, penis kanserini önleme ya da azaltmada yararlı görülmemiştir.” Kanser korkusu, erkek sünnetini desteklemek için kullanılamaz.

3. Fimosis ve Parafimosis

Genelde üstderi doğumdan sonra birkaç sene geri çekilmez; bunun için zorlanmamalıdır. Geri çekilebilir hâle geldiği zaman, erkek çocuklar onu her gün yıkamaları konusunda eğitilmelidir.

Doktorların sünneti tavsiye ettikleri parafimosis durumları nadiren de olsa vardır. Bu, üstderinin zamanından önce geri çekilerek penis başının arkasındaki olukta (sulcus) sıkışmasından kaynaklanır. Ama bu bir hastalık değildir. Sorun, pediatrik uygulamalardan, ana babaların doktorlarca yanlış bilgilendirilmelerinden kaynaklanır. Ana babaya üstderiyi geri çekmeleri söylenir ama tekrar yerine götürmeleri söylenmez. Bu durum tedavi edilebilir bir durumdur. Sünnet derisi ile ilgili sorunlar, sorun ortaya çıktığı zaman tedavi edilmeli; çocuk sağlamken değil. Şunu bilin yeter, Çinliler fimosisi sünnetle tedavi etmiyor.

“Fimosis” Nedir?
Bu bölüm pediatrist Dr. Robert Van Howe, MD, FAAP tarafından yazılmıştır 
“Fimosis” belirsiz bir terimdir. Genel anlamda, penisin üstderisinin (ya da halk arasındaki kullanımı ile “sünnet derisi”nin) geri çekilemediği herhangi bir durum anlamına gelir.
Pek çok bebek geri çekilemeyen bir üstderi ile doğar. Bu tamamen normaldir!

“Gerçek” fimosis, daha iyi terimlendirilirse “prepusyal stenosis” (çünkü kendisine yüklenen pek çok farklı anlam ile “fimosis” terimi anlamını yitirmiştir.) el değmemiş bebeklerin %2’sinden daha azında görülür. Sünnet edilmiş erkeklerdeki prepusyal stenosis oranı da buna benzerdir.
Bu %2’lik oranın % 85-95 gibi bir bölümü topikal steroidlere cevap verecektir. Cevap vermeyenlerin %75’i ise, ister el ile olsun ister balon yöntemi ile, lokal anestezi altında çekme tedavisine cevap verecektir. İşin aritmetiği aslında oldukça basittir: En uç koşullarda bile 10,000 bebekten yalnızca 7’si prepusyal stenosis için cerrahiye ihtiyaç duyacaktır. Kanada Pediatri Birliği’nin sünneti “zamanı çoktan geçmiş” bir uygulama olarak tanımlamasına şaşmamak gerek!

Üstderinin işlevlerini koruyan ve radikal sünnetten daha az soruna (acı, kanama, komplikasyonlar) yol açan pek çok alternatif vardır. Bununla ilgili makalelerin en iyilerinden biri Cuckow ve meslektaslarinin 1994 tarihli makalesidir. Her şey bir yana, parmak uçlarındaki dokunma duyarlılığı ile aynısını sağlayan bütün o Meissner yuvarlarını neden kaybetmek isteyesiniz ki?

Sahte Fimosis Teşhisleri

Erkek çocukların prepusları ergenlik sonrasına kadar sıkı kalabilir. Bu tamamen normal bir durumdur ve fimosis değildir. Sünnetin yaygın olmadığı kültürlerde edinilen tecrübelere göre, bu sıkılık çok nadir olarak tedavi gerektirir. Anlık genişleme, genellikle olgunlaşma ile birlikte gerçekleşir.(1,7,8) On yaşındaki çocukların yalnızca %50’sinde, 16 yaşındaki çocukların %90’ında, ve 18 yaşındaki çocukların da %98-99’unda tamamen geri çekilebilen bir üstderinin oluşmuş olması beklenen bir durumdur. Tedavi nadir olarak gereklidir. Eğer tedavi gerekli olacak ise, ergenliğin sona erip, erkeğin bilgilendirilmiş olarak karar verebilecek bir olgunluğa erişmesinden önce başvurulmamalıdır.

Önemli olan bir nokta da, bir çocuğun olgunlaşmamış üstderisinin “temizlik” veya herhangi bir başka neden ile geri çekilmemesidir çünkü bu gelişmekte olan dokulara zarar verecektir. Çocuğa, üstderisinin eninde sonunda geri çekilebilir hale geleceği söylenmelidir. Üstderiyi geri çekecek ilk kişi çocuğun kendisi olmalıdır.

Rickwood ve meslektaşları fimosis için özel bir tıbbi tanım geliştirmişlerdir. Gerçek fimosis,Balanitis Xerotica Obliterans (BXO) ‘nun yol açtığı sıkı, geri çekilemeyen üstderidir, ve üstderinin ucundaki beyazımsı, sertleşmiş deri ile ayırt edilir. Teşhisin doğrulanması için bir patolojistin histolojik analizi gerekmektedir.Eğer BXO yoksa, gerçek fimosis de yoktur.
Birleşik Krallığın (İngiltere) tıbbi literatüründeki inceleme, tıp doktorlarının patolojik fimosis ile normal üstderi gelişimi arasındaki farkı ayırt edecek şekilde eğitilmediklerini ortaya koymuştur. Bu da, normal üstderi darlığının patolojik fimosis olarak yanlış teşhisine neden olmaktadır.

CIRP, ABD’de de normal üstderi darlığının fimosis olarak yanlış teşhisine dair pek çok rapor almaktadır. CIRP’ın kanısına göre ABD’deki durum kesinlikle daha iyi değil, hatta muhtemelen İngiltere’de olduğundan çok daha kötüdür. El değmemiş çocukların anne babaları da, APA’nıntavsiyelerinin aksine, üstderiyi temizlemek için geri çekmeye yönelik yanlış olarak bilgilendirilmektedirler.

Yanlış teşhis ve normal gelişimsel darlığın ve geri çekilemezliğin, patolojik fimosis ile karıştırılması sonucu pek çok gereksiz sünnet yapılmaktadır. Shankar ve Rickwood, Birleşik Krallık’ta gerekenden 8 kat daha fazla sünnet yapıldığını bulmuşlardır. ABD’de yapılan gereksiz sünnet sayısı bilinmemektedir.

Sünnet şu anda yalnızca kesinleşmiş balanitis xerotica obliterans (BXO) teşhisleri için tavsiye edilmektedir, ama yeni tedaviler sünnete gereksinimi tamamen ortadan kaldırabilir. BXO, üstderinin ucunun yakınlarındaki sertleşmiş beyazımsı bölge ile tanınır ve üstderinin geri çekilmesine engel olur. Shankar and Rickwood bununla ilgili yılda 1000 çocukta 0.4 gibi çok düşük bir oran bulmuştur Daha fazla bilgi için Balanitis Xerotica Obliteranssayfasına bakabilirsiniz. Diğer geri çekilemeyen üstderi vakaları, muhafazakar, yıkıcı-olmayan, travmatik-olmayan, ve daha az masraflı tedavilere cevap vermektedir.

Fimosisin Tedavisi
Çağdas Tıbbi ve Cerrahi Tedaviler
Tıp bilimi, dar bir üstderi için radikal sünnet yerine üç farklı yöntem geliştirmiştir:

Topikal Medikasyon
Topikal steroid merhemi, bugün için fimosis tedavisinde sorunsuz olması, travma ve acı yokluğu, ve ucuzluk nedeniyle tercih edilen yöntemdir.

Isveç, Norveç, Danimarka, Italya, Fransa, Avustralya, Sırbistan ve ABD’de ortaya konulan tıbbi literatür, erkek çocuklardaki prepusyal stenosis tedavisi için topikal steroid merheminin etkinliğini kanıtlamaktadır. Üstderiye normal steroid merhemi uygulanması, yıllarca süren normal üstderi gelişimi ve genişlemesini hızlandıran bir etki göstermektedir. Normal üstderiler genellikle eninde sonunda tedavi olmadan genişleyeceklerdir.

Tedavi cerrahi değildir. Travma ve cerrahi risk yoktur. Tedavi çok ucuzdur. Üstderinin tüm koruyucu, erojen, duyusal ve cinsel fizyolojik işlevleri korunur. %85-95 oranında başarı oranı rapor edilmiştir. Bu tedavi yöntemi şu anda APA tarafından da önerilmektedir.

CIRP, fimosis tedavisinde topikal steroid kullanımı ile ilgili makaleleri sunmaktadır. Sünnetin yol açtığı anksiyete, stres ve travmaya karşı steroid kullanımını tavsiye etmektedir.

Genleşme ve Germe
Gerilim altındaki deri ek hücrelerle kendini genişletir. Belli bir süre boyunca gerilim uygulanarak kalıcı bir büyüme elde edilebilir. Uygulama travmatik veya yıkıcı değildir. Bir tıp doktoruna ihtiyaç olmadan da el ile germe uygulanabilir. Tedavi çok ucuzdur. Fimosisin germe ile ortadan kaldırılması, üstderi dokusunu ve cinsel zevki sağlayan sinirleri koruduğu için avantajlıdır. Pek çoğu için Beaugé metodu başarılı olmuştur.

Parafimosis
Parafimosis, sıkı bir üstderinin zamanından önce zorla geri çekilip penis başının gerisinde sıkışıp kalması durumudur. Üstderi zorla geri çekilmemelidir. John P. Warren, MD’a göre “Parafimosisi engellemenin en etkin yolu, üstderinin bakımı konusuunda insanları eğitmektir.” Ana babalar, doktorlar ve diğer bakıcılar, bir erkek çocuğun üstderisini zorla geri çekmemeleri gerektiğini öğrenmelidirler. Uzun süren parafimosis bir acil durum haline gelebilir.
Bu durum eğer uzun sürerse doku ödem halini alıp şişebilir ve sorunu daha da ağır hale getirebilir. İlk müdahale çok basittir. Penis başı baş parmak ve işaret parmağı arasında sıkıştırılmalıdır. Bu, kanı penis başından zorla dışarı iterek, penis başının küçülmesini sağlar. Üstderi daha sonra ileri doğru normal konumuna getirilebilir.

4. Penis Başının İltihaplanması (Balanitis)

Penis başı iltihaplanması, maya, mantar, bakteri ya da virüsten de kaynaklanabilir.Bazı tıp doktorları, glansın (penis başı) birkaç kez iltihaplanması durumunda sünneti tavsiye etmektedirler. Oysa sünnetin, penisin sağlıklı hijyenik bakımdan daha etkili olduğuna dair hiçbir kanıt yoktur. Bazı doktorlar ise glansın kuru tutulması gerektiğini söylemektedirler. Bu öneri, insan anatomisinin bilinmemesinden kaynaklanır; çünkü normalde sünnet derisinin altında olan bu bölge doğal olarak nemlidir. Balanitis hem sünnetli hem de sağlam erkeklerde olabilir. Dr. Van Howe, sünnetli erkeklerde, sünnet olmamış erkeklere göre daha fazla balanitise rastlamıştır. Diş etlerimiz iltihaplandığında hemen dişimizi çektirmiyoruz değil mi?

5. İdrar Yolları Enfeksiyonu (Üriner Enfeksiyon)

 Sünnet çocuklarda idrar yolları ihtihabına sebep oluyor

Sağlam (sünnetsiz) bir çocuğun aslında idrar yolları iltihabı sorununu yaşama olasılığının, sakatlanmış (sünnetli) bir çocuğa göre daha düşük olduğu biliniyor. Üstderi, glansı idrardan ve dışkıdan korur. Eğer üstderi sünnet ile kesilirse, idrar yolları, enfeksiyona daha açık hâle gelir. Sünnetli erkekleri bu sorunu yaşama olasılıkları en az sünnetsizler kadardır. Sünnet, iddia edildiği gibi idrar yolları enfeksiyonunu önlemiyor. Hiç sünnetin yapılmadığı Hıristiyan Avrupa’sında (Avrupalı Musevîler arasında da sünnet yaptıranlarda büyük bir düşüş var) idrar yolları enfeksiyonu oranının çok daha düşük olduğu biliniyor.

Sünnetsiz erkek çocukların yüzde 96 ilâ 99’unun hayatlarının ilk yılında idrar yolları enfeksiyonu geçirmediğini biliyor musunuz? Peki, bebeklerin ilk yılında yapılan sünnetlerde komplikasyonları n yüzde 38 civarında olduğunu öğrendiğinizde ne hissedersiniz? Sünnette enfeksiyon kapma oranı, idrar yolları enfeksiyonu olasılığından daha yüksek. Keşke komplikasyonlar sadece enfeksiyonla sınırlı olsa. Hatalı sünnetlerin sayısı çok daha fazla.. Çocuğunuz sünnet edildiği sırada, o, enfeksiyonu olmayan sağlıklı bir bebek. İleride enfeksiyon kapma olasılığına karşı ameliyat önermek ne kadar etik? Ne kadar iyi niyetli? Bütün enfeksiyonlar ameliyatla mı tedavi ediliyor?

Siz, hem de anestezi olmadan, ileride enfeksiyon olma olasılığını ortadan kaldırmak için bu ameliyatın kendinize yapılmasına izin verir miydiniz? İleride dişleriniz çürüyebilir diye önceden sağlıklı dişlerinizi çektirmeye ne dersiniz?

Erkek ve kızlarda İYE görülme sıklıkları.  Yeni yapılan bir İskandinav çalışması, 1 yaşına kadar, yeni doğan erkek ve kızlarda İYE görülme sıklığının aynı olduğunu bulmuştur. Hayatlarının ilk altı yılında, kızların İYE’ye yakalanma olasılığı, erkeklerin (sünnet olmamış) dört katıdır.  Kızlarda İYE’nin daha sık olması ile ilgili özel bir ilgi gösterilmemiştir, kız çocuklarının sünnet edilmesi de tavsiye edilmemiştir.

Sağlıkla İlgili Ulusal Enstitüler 
Ulusal Böbrek ve Ürolojik Hastalıklar Kurumu (NKUDIC), yetişkin ve çocuklarda.  İYE ile ilgili pek çok bilgi kaynağı sunmaktadır. NKUDIC, İYE’nin önlenmesi için sünneti tavsiye etmemektedir.

Amerikan Pediatri Akademisi’nin Politika Değişikliği
Amerikan Pediatri Akademisi (AAP) çocuklarda İYE’nin önlenmesi ile ilgili, beraber okunduğunda ciddi bir politika değişikliği anlamına gelen iki karar yayınlamıştır.  Önce 1997’de, AAP Anne Sütü ile Beslenme Hakkındaki Çalışma Grubu, anne sütü ile beslenmenin, İYE’nin de dahil olduğu pek çok enfeksiyon için çok yararlı olduğunu açıkladı. İkinci olarak 1999’da, AAP Sünnet İle İlgili Çalışma Grubu, AAP’ın, sünnetin İYE’leri önleyebileceği yolundaki 1989’daki kararını terk etti. Bu çalışma grubu, İYE ile ilgili çalışmaların, -anne sütü ile beslenme gibi belirleyici faktörlerin dikkate alınmaması nedeni ile- içlerinden anlamlı sonuçlar çıkarılamayacak kadar metodolojik hatalar ile dolu olduklarını açıkladı. Bu yüzden AAP çalışma grubu, İYE (ve başka herhangi bir hastalık)  için önlem olarak  sünnetin önerilemeyeceği belirtti.
Ne var ki, 1999 AAP Sünnetle İlgili Çalışma Grubu, anne sütü ile beslenmenin bebeklerde İYE’yi üç kat azalttığını açıkladı. AAP’ın iki farklı paneli, İYE’nin önlenmesi için anne sütü ile beslenmeyi önermektedir. Outerbridge ‘in de belirttiği gibi, erkek ve kızlarda anne sütü ile beslenme, İYE’nin önlenmesinde çok etkilidir.
Sünnet savunucuları, İYE’nin böbrek sorunlarına yol açtığını, sünnetin de İYE’yi önlediğini , bu yüzden gerekli olduğunu iddia etmektedirler.  Ne var ki, yeni bulgular, bu iddiayı da çürütmüştür.

Sonuç
Sünnetin hastalığa karşı iyi bir önlem olduğu kavramı, AAP’ın (Amerikan Pediatri Akademisi) 1999’daki açıklaması ile rafa kalkmıştır.  Onun yerine, anne sütü ile beslenme ve anne ile yakın temasta bulunma gibi daha sağlıklı alternatifler düşünülmelidir. Anne sütü ile beslenme, anne ve bebek için farklı avantajlar sunmaktadır. Sünnet, bir cerrahi müdahaledir, ve bu yüzden kendiliğinden riskleri vardır. Ayırca sünnet büyük acıya neden olur, cinsel işlevin ve duyunun kalıcı kaybına neden olur ve bu yüzden müdahaleye rıza gösterilmesi.  ile ilgili ciddi ahlaki sorunlar vardır. Sünnet, hafife alınacak bir operasyon değildir.

6.AIDS

Sünnetli erkeklerin, AIDS’e yakalanma riski daha fazladır.

1855’ten 1997’ye dek bu başlık altında yayımlanan bütün yazıları inceleyen Dr. Van Howe şu sonuca varır:
“Bugüne kadar cinsel yolla bulaşan hastalıklar üzerinde sünnetin yararlı etkisini gösteren bir araştırma olmamıştır. Tam aksine veriler, sünnetli bir erkeğin cinsel hastalıklara yakalanma açısından daha büyük risk altında olduğunu göstermektedir. Günümüzde, yeni doğan sünnetinin rutin hâle geldiği ABD’de, cinsel hastalıkların oranı düşeceğine yükselmiştir. Gelişmiş ülkeler içinde ABD, en yüksek cinsel yolla bulaşan hastalıklar, HİV enfeksiyonu ve sünnet oranına sahiptir.”

Sünnet ile AİDS’in önlenmesi teorisi 1980’lerin sonunda Afrika’da HİV virüsünün yayılması ile sünnetsiz penis arasında bir ilişki olduğu teorisiyle ortaya çıktı. … Bu teorinin yaratıcıları, AİDS’in dağılım haritası ile sünnet arasında bir bağlantı bulmaya çalıştılar. … Sadece Afrika’da sünnetsiz erkeklerde görülen AİDS, sünnetlilerden fazla.. Bu da buradaki fazlalığın başka nedenlere bağlı olduğunu açıkça gösteriyor.
Ayrıca sünnet derisinin bağışıklık sistemi ile ilgili fonksiyonu da var demiştik. Smegma denilen ve bu deriden salgılanan peynirimsi maddenin içinde lizozin adlı bir enzim bulunuyor. Anne sütünde de bulunan lizozin işte bu “işe yaramaz deri” tarafından salgılanıyor ve bakterilerin hücre duvarlarına saldırıp onları yok ediyor. Bu salgının AİDS’e neden olan HİV virüsünü öldürdüğü biliniyor. … Saygın tıp dergisi Jama’da yer alan araştırmada, AİDS’in bulaşma oranının sünnetli erkeklerde daha yüksek olduğu yazıyor.
Sünnet yapılmayan uluslarda her yüz bin kişide HİV oranı aşağıdaki gibidir: İtalya 8,9 İsviçre 6,5 Danimarka 4,4 Fransa 3,5 Hollanda 2,7 Almanya 2,2 Avusturya 2,2 İsveç 2,0 Norveç 1,6 Finlandiya 0,9 Polonya 0,2 Macaristan 0,2 ABD’de ise bu oran 16’dır..

… Bu rakamları yorumlayan Fleiss, şöyle yazmıştır:
“Sünnetin AİDS’i önlediği efsanesi yalnızca yanlış değil, aynı zamanda tehlikelidir de. Bu, sünnetli Amerikalılara, AİDS’e bağışık olduklarını düşündürüp, onları tedbirsiz sekse yönlendirebilir. Bu yalnızca daha fazla AİDS’e yol açacaktır.”
Sünnet, tanımı gereği cerrahî bir müdahale değildir. Cerrahî müdahaleler şöyle tanımlanmıştır: Yaraların iyileştirilmesi, hastalıklı organ ve dokuların ıslah edilmesi, rekonstrüktif cerrahi, fizyolojik cerrahi. Rutin sünnet bu kategorilere girmez. Dolayısıyla rutin çocuk sünneti geçerli bir cerrahî müdahale değildir. Doktorların yetki belgeleri onlara, cerrahî müdahalede bulunmadıkları sürece insanları kesme ve hastalarına zarar verme iznini vermez. Ana babanın doktora ne yapması gerektiğini söylediği böylesi garip bir uygulama tıbbın başka hiçbir alanında yoktur.

Sünnet: Bir Amerikan Sağlık Aldatmacası” adlı kitabında Edward Wallerstein şöyle yazar: “Eğer bebek sünneti penis kanserini önlüyor olsaydı, sünnet eden uluslarda daha az penis kanseri vakasına rastlıyor olurduk, ancak gerçekler öyle değildir.” Wallerstein 1966 ile 1972 yılları arasında yıllık penis kanseri oranının sünnet eden bir ulus olan ABD’de 0.8, sünnet etmeyen Finlandiya’da 0.5, Danimarka’da 0.9, Norveç ve İsveç’te ise 1.1 olduğunu aktarır. Bu farklılıkların hiçbiri istatistiki olarak anlam ifade etmez. Ayrıca, gene aynı zaman diliminde, hem Fransa, hem de ABD penis kanserinden aynı ölüm oranına sahipti: 0.3

Şubat 1996’da, Amerikan Kanser Derneği’nin temsilcileri, Amerikan Peidatri Akademisine yazdıkları mektupta şunları belirttiler.
Amerikan Kanser Derneği, rutin sünneti, bu tür jenital kanserlerin önlenmesi için geçerli ya da etkili bir yöntem olarak düşünmemektedir. Serviks kanseri olan kadınların eşlerinde sünnetle ilgili yapılan araştırmalar metodolojik olarak hatalı, zamanı geçmiş, ve tıp kurumu tarafından yıllardır dikkate alınmayan araştırmalardır.

1993 yılında Christopher Maden, Ph.D.,. yeni bir çalışma yayınladı. Bu çalışmada, Ocak 1979’dan, Temmuz 1990’a kadar, penis kanseri olan 110 erkekle görüşülmüştü. Bu 110 erkekten, 22’si doğumda, 19’u daha sonra, sünnet olmuş, diğer 69’u ise hiç sünnet olmamıştı. Sünnetli erkeklerde kanser genelde sünnet yarası boyunca olur. Sünnetin oldukça nadir olduğu Finlandiya, çok düşük bir penis kanseri oranına sahiptir.
veriler, penis kanserine sebep olarak diğer etkenleri – sigara kullanımı,(22,29) jenital siğiller, veya daha fazla cinsel partner sayısını- göstermektedir.(27)
Dr. George Denniston’dan aktaracak olursak: Penis kanseri, hayatta 1/600 ile 1/1300 arasındaki risk oranı ile çok nadirdir. Genellikle yaşlı erkekleri vurur. Sünnet onu tamamen engelliyor olsaydı bile -ki öyle değil- bir penis kanseri vakasını önlemek için yaklaşık olarak 1000 tane penis üstderisini ampute etmek gerekirdi. 1000 tane çocuk kesilecek, bunların bazıları ölecek, – ve sonuçta yalnızca bir kanser vakası önlenecek idi. Dr Denniston’a göre: “Böyle bir üstderi amputasyonunu bilimsel olarak kim savunabilir? ”

1996 açıklamasında, Kanada Pediatri Derneği şöyle der:

Penis kanseri riskini azaltmak için erkeklere ancak makul bir hijyen seviyesini tutturmaları, sorumlu cinsel davranışta bulunmaları, ve tütünden kaçınmaları tavsiye edilebilir.

Amerikan Kanser Derneği. Amerikan Kanser Derneği (AKS) Haziran 1999’da, penis kanseri ile ilgili beş bölümlü bir tavsiye kararı açıklamıştır. Sünnet, penis kanserini önlemede ya da azaltmada yararlı görülmemiştir. AKS, HPV’yi, sigarayı, ve fimosisi bir risk faktörü olarak görmektedir.

Özet
Hem penis, hem de rahim kanserinde en büyük risk faktörünün karsinojenlerin kan dolaşımı ile vücuda yayılmasını sağlayan sigara kullanımı ve cinsel yolla bulaşan insan papillomavirüsü olduğu şimdi çok açıktır.

Sünnetin tıbbi açıdan gerekli olduğu yalandır

Sünnetin tıbbi açıdan gerekli olduğu yalandır. Sünnet derisi insan vücudunun işlev gören, sağlıklı, yaşayan bir kısmıdır.
Görevi penisi korumaktır. Bu kısmı yok ettiğiniz zaman geriye hissiz ve savunmasız bir organ kalır. Hijyen açısından gerekli olduğu yalandır, çünkü sünnet derisi kendi ürettiği mukozamsı bir sıvıyla penisi korur. Üstelik asgari hijyen koşullarının kolay ulaşılabildiği bir dünyada, “temizlik” bahanesi çok ilkel. Hastalıkları önlediği iddiası yalandır. AIDS ile sünnet arasın da bağ kurmaya çalışılsa da AIDS kanla ya da vücut sıvılarıyla bulaşır, önlemenin yolu bilinçlenmekten ve korunmaktan geçer. “Sünnet olanlar ileride penis kanseri vb. hastalıklara yakalanmaz” denilir; buda yalandır. Kanserle sünnet derisi arasında bir bağ yoktur. Üstelik önleyici tıp bu değildir. Bu uzmanların mantığıyla hareket edersek ileride patlamasın diye apandisiti şişmesin diye bademcikleri kesip almak gerekir. Oysa bunların hepsi, insan vücudunun sağlıklı ve gerekli birer parçasıdır.

Röpörtaj Kaynaklar:

http://www.gazetevatan.com/–sunnet-ticari-amacli–ustelik-cinsel-hazzi-azaltiyor–55941-roportajlar/
http://alternatifanne.com/oldu-da-bitti-masallah/
http://www.aksam.com.tr/pazar/sunnet-dini-bir-emir-degil-midir/haber-218458
http://www.hthayat.com/anne-ve-cocuk/saglik/haber/1015480-sunnet-gereklilik-mi-gelenek-mi
http://www.haberturk.com/yazarlar/damla-celiktaban-2250/865520-sunnet-gereklilik-mi-gelenek-mi
http://www.radikal.com.tr/kitap/sunnet-tartismasi-857247/

Diğer Kaynaklar:

https://sunnetinzararlari.wordpress.com/kaynaklar/

Reklamlar